Summary


Edirne’nin Köprüleri Üzerine Bir Tahlil
Bilindiği üzere sanatın kaynağı tabiattır. Bu demektir ki hayat, tüm gerçekliği ile sanat eserlerine yansıyabilir. Yalnız, sanat eserine gerçeğin birebir kopyası değil, dönüştürülmüş şekli yansımalıdır. Sanat eserinin estetik değerini belirlemede bu, ilk aranacak kriterler arasındadır. Edebî eserin estetik bir değer taşıyıp taşımadığını belirlemede okur üzerinde bırakılan etki önemlidir. Okura üzüntü ve sevinci hissettiremeyen, onda heyecan ve hayranlık duygusu uyandıramayan bir yazarın eserleri, belli bir dönem okunsa da zaman içinde unutulması çok doğaldır. Bu gerçeklerden hareket ile Türk edebiyatına baktığımızda yazarlarımızın hayatla ilgili her konuda eser kaleme aldıklarını görmekteyiz. Şehir konusuna gelince özellikle kültür merkezi olanlar, yazarlarımızın hayranlığını kazanmış ve onların eserlerinde hak ettikleri yeri almış olup tüm güzellikleri ile yansıtılmıştır. Ne yazık ki göç olgusuna bağlı hızlı şehirleşmenin olumsuz yönleri de yazarlarımızın gözünden kaçmamış ve insanı inciten, yıpratan yönüyle de şehirlerimizin sanat eserlerindeki görünümünden söz etmek durumu ortaya çıkmıştır. Yakın dönem hikâye yazarlarımızdan bir olan Füruzan, göç olgusuna bağlı olarak şehirde yaşamak zorunda kalan insanları ve onların acılarını, ayrıntılarda gizli olanı fark edip anlatabilmeyi başarmıştır. Bu çalışmada, onun Edirne’nin Köprüleri adlı hikâyesini değerli kılan unsurları belirleyerek, hikâye kişilerinin, kendi tabiatlarına uygun olarak, yaşama sevincini nasıl hissettiklerini tahlil edeceğiz.

Keywords
insan, sevgi, yaşam, umut, kadın, çocuk, yoksulluk, Edirne’nin Köprüleri.