Summary


Türk Edebiyatında Çingenelerde Müzik ve Dans
Özet Müziğe ve dansa düşkünlük, Çingenelerin en bariz vasıfları arasındadır. Bu iki unsur, onların hayatlarını manalandırmada da çok önemlidir. Biz bu çalışmamızda Çingenelerin bu iki temel vasfının edebî eserlerde nasıl işlendiği üzerinde duracağız. Konuyla ilgili yaptığımız taramalarda örneklerin daha çok hikâye ve roman türlerinde olması itibarıyla söz konusu iki türe odaklanacak, şiirlerdeki örneklere yeri geldikçe değineceğiz. Ortaoyunu, Çingene köçek, çengi ve curcunabazların şarkı ve dansları ve ardından Pişekâr’ın zurnacıyla konuşmasından sonra başlar. Ahmet Mithat Efendi’nin Çingene’sinde, Ziba’nın sesinin güzelliği ve kemandaki ustalığı kadar eğitimini aldığı mûsıkî derslerindeki başarısına vurgu yapılır: “Kırlarda, çayırlarda serbest serbest dolaşmak”, “bir ağacın dibinde mani ve şarkı söylemek”, Çingenelerin en ayırd edici vasıfları arasındadır. Türk edebiyatında kavgaları, dansları ve şarkılarıyla Çingeneleri kuşkusuz en canlı anlatan yazarların başında Çingeneler’iyle Osman Cemal Kaygılı gelir. Hüseyin Rahmi’nin “Kıptî Düğünü”nde düğün ve düğünde çalınan müzikler, Çingenelerin tabiattaki diğer unsurlar, hayvanlar ve bitkilerle özdeşleşerek bir yaşam sürmelerine paralel olarak ilkel ve tabiî bir merasimin bir parçası şeklinde takdim edilirler. Oysa sanatında insanî özü ve vicdanı temel olarak alan ve bütün malzemesini insana dokunacak estetik bir plan ve üslupla işleyen Sabahattin Ali’nin eserlerinde Çingenelerin hem kimlik hem de müzikleri itibarıyla karakterize edilmeleri Hüseyin Rahmi’dekinden çok daha farklıdır. Dolayısıyla devirlerin ruhu, yazarların sanat anlayışları ve düşünce yapıları, edebiyatın her mevzusunda olduğu gibi, Çingenelerin dans ve bilhassa mûsıkîdeki ustalıklarının anlatıldığı edebî eserlerde de farklı boyutlarıyla yansımasını bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Çingene, Müzik, Dans.

Keywords
Edebiyat, Çingene, Müzik, Dans.